Trafikteki Saygınlığımız
Saygıyı benimseyememiş insanların altına araba verirseniz trafiğin durumu bugünkinden farklı olmayacaktır.
Hemen hepimiz her gün trafiğin kargaşasından şikayet eder dururuz. Trafiğe çıkan en sakin insanın bile şalterlerinin attığı çok olmuştur.
İstanbul ve trafiği âdeta bir kıyma makinesi gibi.
Kendi organizmasını oluşturmuş inorganik bir sistem.
Şikayetlerimizi sıralarsak buradan Kaf dağına yol olur.
Ama benim değinmek istediğim nokta başka bir şey.
Bendenizin anlatmak istediği; kendi saygımıza bu kadar kolaylıkla tecavüz etmemiz.
Ekseriyatımız trafikte kural nedir tanımayız hak nedir bilmeyiz hukuku çiğneriz.
Düşünsenize trafik kurallarından birini ihlal etmenin cezası hapis olsaydı sokakta çocuklardan başka insan kalmazdı.
Daha geçen akşam bir olaya şahit oldum ki akıllara zarar.
Anası babası belli terbiyesi kayıp bir mahlukat, kırmızı ışıklarda durağan halde. Sağ koltukta oturan şahsiyetsiz arkadaşı kapıyı açıp yolun ortasına bira şişesini bıraktı.
Vah İstanbul sen böyle densizleri barındaracak şehir miydin ?
İnsanın el frenini çekip arabadan inip o şişeyi adamın kafasına vurası gelmiyor değil. Arabaya vursak arabaya yazık.
Ulan deyyus herif, ya senin arkandan bir araç gelip o şişeyi ezse!
Belki lastiği patlamayacak. Ya sürücüsü panikleyip ani bir hareket yapıp yoldan çıksa ? Velev ki bunun bir ambulans olma ihtimalini göz önünde bulundursak ?
O beyni olmayan şahsın ruhu bile duymayacaktı.
Hasıl-ı kelâm şöyle bir düşünce geliyor aklıma; demek ki bu insanların kendine hiç saygısı yok keza başkalarına olsun. Devlet her yolu 10 şeritte yapsa bu böyle devam edecek.
Yolda yürümenin adabını bilmeyen bizlerin eline direksiyon tutturursan olacağı neydi ya ?
Devlet trafik sorununa çözüm bulamıyor demeden önce biz ne kadar kurallara uyuyoruz bir düşünmek, iğneyi kendimize batırmak lazım.
Yoksa her gün trafiğin içinde kelle koltukta gitmeye daha çook devam ederiz...
*Hayat kurtarıcı not: Uzun araçları sağ taraflarından sollamaya kalkmayın!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder